Mayıs 2007
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Kategoriler

Etiketler

DTPliler Meclise Giremesin Diyenlere Anadolu’nun Yüzyıllar Öncesinden Cevabı

Mayıs 23rd, 2007 by sengin

bir halk, tam 11 milyon kişilik bir halk. anadilini konuşması yasak- ne olduğunu bilmeyenler için (°bkz: anadil)-, çocuğuna kendi dilinde isim koyması yasak, okuyup yazması engellenmiş, bir halk ağaların eline bırakılmış oy kaygısıyla, üretim yok, okul yok.
bir halk, sürekli suratlarına tükürüldüğü için, sürekli aşağılandıkları, hor görüldükleri için onu kandıran abd ve taşeron pkk’nın oyuncağı olmuş. bir halk ki umudu yok.
biz kemalistiz arkadaşlar. kemalizm ne der hatırlayan var mı? yurtta sulh cihanda sulh bu laf da ne yazık ki atamızın diğer lafları gibi ilkokul çocuğuna söylenir gibi anlaşılıyor. ulan barış ama nasıl? yasaklarla mı? zorbalıkla mı? yoksa demokrasi ile mi?
acaba mustafa kemal hangisini tercih ederdi? acaba mustafa kemal birinci meclis tutanaklarına geçen sözlerinde neler demişti? hatırlayan yoksa hatırlatayım: türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. ama şimdi rahatsız olur bizim minik kemalist görünümlü kenanist beyincikelrimiz.

arkadaşlar ordaki kürt vatandaşlarımızı dışlayan şu an sizin savunduğunuz yaşakçı zihniyet? hatırla mısınız bir zamanlar anadolu’da mevlena adında kutsal bir atamız yaşamıştı. ya lafını hatırlayan var mı? gel, ne olursan ol yine gel. ve yahut yunus emre’yi hatırlayan var mı? hani bir lafı vardı: yaradılanı sevdik yaradandan ötürü. bunu da unutmuşuz öbürler gibi.

bırakalım girsinler meclise, bırakalım desinler ne diyeceklerse. eğer teröristlik yapmaya kalkarlarsa, kürt faşistliği yapmaya kalkarlarsa zaten onları kimse kurtaramaz. foyaları ortaya çıkar işte, daha ne istiyorsunuz? eğer kürt halkına ses olamazlarsa biterler işte daha ne istiyorsun?

türkiye türklerindir, ne mutlu türküm diyene, türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. bu sözleri ard arda okuyun belki bir şeyler çağrışır.

Posted in demokrasi, dtp, kürt, türk, türkiye, ulus devlet | No Comments »

Dünya’da ve Türkiye’de Neden Sadece Orta Sınıf Meydanlarda? Kendini Koruma Refleksi mi?

Mayıs 14th, 2007 by sengin

cumhuriyet gösterilerinde bir şey çok dikkat çekti, o da gösterilere katılanların çok büyük bir çoğunluğunun şehirli orta sınıf oluşuydu. karşıt tarafta olanlar bu argümana dayanarak gösterilerin tüm halkı temsil etmediğini savundular ve gösterileri küçümsediler. bunu yaparken çok ciddi bir noktayı gözden kaçırdılar, her zaman olduğu gibi dünyayı ya yine okuyamadılar ya da okumak, anlamak istemediler. biraz açalım.
aralık 1999′da seattle’da dünya ticaret örgütü toplantısına karşı yapılan gösterilerle kıvılcımlanan orta sınıf hareketleri dünya politika arenasına damgasını vurdu.
seattle’den sonra, büyük ekonomi ve finans kurumlarının tüm toplantıları,washington, davos, prag ve nicede, ve daha küçük ölçekli olarak da cenova, ancona ve bologna’da, binlerce, on binlerce gösterici tarafından kuşatma altına alındı.
bunların sebebi neydi, bu gösterilerin türkiye’deki şeriat karşıtı gösterilerle alakası, ortak noktası ne?küreselleşme karşıtı gösterilerin hepsinde gösteriyi yapan baskın sınıf orta sınıf, şehirli orta sınıftı. bunun sebebi ise giderek küçülen ve geliri azalan orta sınıfın statüsünü koruma refleksiydi. küreselleşme yüzündenbüyüyen gelir uçurumu orta sınıfı giderek fakirleştiriyor bu da ortasınıfta bu şekilde patlayan tepkilere yol açıyor, bu tepkiler gelecektede yoğunlaşarak devam edecek.
gelelim bu gösterilere zaten fakir olan sınıfların katılmamasının nedenine. busorunun nedenini bulmak için yakın geçmişe gitmek gerekiyor. 30 seneönce sermaye karşıtı gösterileri öğrencilerle birlikte orta sınıf vefakir sınıf birlikte yaparlardı. bugün ise meydanda fakir sınıflardankimse yok; çünkü sermaye fakir sınıfların kendisine yabancılaştırılması- cahilleştirilmesi evresini gerçekleştirdi. bugün artık “ne iş olsa yaparım”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”, “bilmem kim ne yapmış”… anlayışı fakir sınıflara hakim. bu noktada sermaye sınıfı fakir sınıfları istedikleri gibi ajite edebilmekte ve kullanabilmektedir. bu sebeple artık sermaye karşıtı hareketlerde altsınıftan destek beklemek hayalperestliktir.
dünya’nıngeleceğinde artık orta sınıf söz sahibi olacaktır. geçmişten tecrübekazanmış ve sermaye hareketlerini ve oyunlarını daha iyi izleyebilenbir orta sınıf, ama bu sefer tek başına.
gelelim türkiye’ye. yazının başında da belirttik. orta sınıf kendisini tehlikede hissettiğinde meydanlara çıkıyor diye. türkiye’de şehirli orta sınıfın tamamına yakını laikdir, tabi burada laik olmayan ortasınıfı yok saymıyoruz ama bunlar aslında orta sınıf içine sonradan girmiş ve zihniyet itibari ile orta sınıftan çok kendisine yabancılaştırılan-cahilleştirilen fakir sınıfları andırmaktadır.türkiye’de laik rejimin tehlikeye girdiğini gören laik orta sınıf meydanlara çıkmıştır. çünkü onların rahat ettikleri, modern yaşam tarzlarını devam ettirebilecekleri rejim laik rejimdir ve şeriatçıların iktidara gelmeleri durumunda özgürlüklerinin ve gelirlerinin yok olacağı haklı korkusuna sahiptirler. işte bu nedenle 14 nisan, 29 nisan ve 13 mayıs gösterileri düzenlenmiştir.
dünyada sermaye karşıtlığı olarak ortaya çıkan tepki türkiye’de şeriat karşıtlığı olarak ortaya çıkıyor. aslında bu durum orta sınıfın kendisini korumak istemesinin iki farklı tezahürü, şartlara göre farklı şekillerde tezahür eden tepkidir bu.
Tabi bu arada kendisine yabancılaştırılmış fakir sınıflara Türkiye’de karşı gösteriler yaptırılıyor- Yukarda bu sınıfın egemen sınıf tarafından ajite edilebildiğine değinmiştik. Bu başka bir yazının(muhtemelen bir sonraki) yazının konusu.
sonuç olarak dünya ve türkiye’nin geleceğini egemen sınıf ileorta sınıfın mücadelesi belirleyici olacaktır. eğer daha yaşanabilirbür dünya istiyorsak meydanlara çıkan orta sınıfa destek verme zamanı bizim için de gelmiş demektir.

Posted in 13 mayıs, 14 nisan, 29 nisan, alt snıf, chp, kapitalizm, kemalist, kemalizm, laiklik, laisizm, orta sınıf, sermaye | No Comments »

CHP+DSP, SHP Yarar-Zarar

Mayıs 11th, 2007 by sengin


CHP ile DSP’nin seçimlere birlikte gireceğine artık kesin gözü ile bakabiliriz. DSP içindeki çatlak sesler eğer çok kuvvetli olsalardı daha yüksek bir eşikte tını yapar ve bizlere varlıklarını hissettirirlerdi.
Bu birleşmenin seçimlerde CHP’nin oy ooranını arttıracağı kesindir, zira ittifak tam seçimlerden önce, bu konuda yoğun baskıların olduğu bir dönemde kurulmuştur. Bu durumun diğer sosyal demokrat partiler aleyhine sinerji yaratacağı ve onların oylarının CHP+DSP bloğuna kayacağı da büyük bir ihtimaldir. Yani özellikle SHP’nin oylarının…
Murat Karayalçın durumu çok net gördüğü için birleşmeye katılmak istiyor. Aslında bu yazının aslı konusu SHP’nin ittifaka katılmasının CHP ve SHP’ye getirecekleri ve götürecekleri.
Hatırlanacağı gibi SHP geçtiğimiz seçimlerde bazı sol partilerle birlikte DEHAP ile işbirliği yaptı, bu durum CHP ve DSP’nin seçmenini olumsuz etkilediği gibi, ülkenin geri kalan seçmeninin çoğunu da olumsuz etkiledi. Seçmenlerin Kürt Partilerine karşı tutumu değişmedikçe de bu durum her ittifak da olacakatır. SHP bu sebeple halkın gözünden bir kere düştü, Murat Karayalçın her zaman alabileceği 2-3′lük oyu 1′in altına indirdi. Şimdi ise CHP+DSP ittifakına katılmak istiyor.
Şimdi duruma bakalım, ortada resmi ideoloji ile bütünleşmiş iki devlet partisi var ve bir de gerçekten sosyal demokrat olan SHP var. Bu partilerin birleşmesi hiç bir zaman yarar getirmez. Tersine zarar getirir. Zira CHP+DSP birleşmesi ile oluşacak olan sinerjiyi terisne çevirebilir. CHP’ye gidecek olan oyların DP’ye kaymasına yol açabilir.
Velhasılıkelam Murat Karayalçın her ne kadar sosyal demokrasi yanlıları içerisinde, en nitelikli lider olsa da zaman şu an onun zamanı değildir.

Posted in chp, dsp, murat karayalçın, shp | No Comments »

DTP Meclise Giriyor: Türk Demokrasisi ve DTP için Fırsat ve Sınav

Mayıs 9th, 2007 by sengin

DTP seçimlere bağımsız adaylarla katılma kararı aldı, hedefleri 37 milletvekili çıkartmak. Şimdi nasıl olur, bölücülere, pkk’ya mecliste yer yok diyenler çıkacaktır; ancak olayı duygusal açıdan değil de sakin bir şekilde pragmatik olarak değerlendirmek gerekir.

Öncelikle belirtelim, herkesin de bildiği gibi DTP terör örgütü PKK’nın partisidir. Aynı Herri Batasuna’nın ETA, Sin Fein’in de IRA’nın siyasi kanatları olduğu gibi.
DTP’nin meclise girmesini değerlendirirken bu iki olaya ve ülkeye İspanya ve İngiltere’ye göz atmak gerekir.
ETA İspanya’da Bask Bölgesinin bağımsızlığı için terör eylemleri yapan bir örgüttü, yıllarca İspanya merkezi hükümeti ile çatıştı, daha sonra Madrid ile masaya oturdu ve siyasi kanadı olan Herri Batasuna’yı Bask Bölgesel meclisine soktu. Bugün İspanya’da terör olayları pek olmuyor ve İspanya eskisinden daha bütün, daha birleşik bir ülke.
IRA Kuzey İrlanda’nın İngiltere’den ayrılıp, İrlanda’ya bağlanması için terör eylemleri düzenleyen bir örgüttü. İngiltere yıllarca masaya oturmayı reddetti. Böylece eylemler ve kayıplar çoğaldı. En sonunda Londra IRA’nın siyasi kanadı olan Sin Fein’in Kuzey İrlanda parlementosuna girmesini kabul etti ve hatta merkezi hükümetteki Kuzey İrlanda Bakanının Sin Feinli olmasını da kabul etti. Sonunda 2005 yılında IRA askeri kanadına son verdi. Bugün Kuzey İrlanda ve İngiltere daha güvenli yerler.
Bu iki olayın ortak özelliği terör örgütlerinin meclislere girmelerine izin verilerek sivri uçlarının yumuşamasının sağlanması, mücadelenin demokratik düzeye çekilmesi ile de örgütün sisteme adapte edilerek sistemin parçası haline getirilmesi, bu yolla sisteme zarar vermemelerinin sağlanmasıdır.
Şimdi Türkiye’deki olaya dönersek. Erdal İnönü büyük bir liderlik ve vatanseverlik örneği göstererek 8 Kürt Siyasiyi meclise sokmuştu ama ne bu Kürt Siyasiler ne de Türk Devleti bu sınavı geçememişler, Kürt Siyasiler daha yemin ederken militanlık yapmışlar, Devletimiz de yeterli olguluğu göstermeden onları ölçüsüz şekilde cezalandırmıştı. Eğer o günlerde bunlar olmasaydı belki de bugün şehit cenazeleri ile karşılaşıyor olmayacaktık.

Gelelim bugüne: DTP bağımsız adaylarla gireceği seçimde büyük ihtimalle TBMM’de grup kuracak sayıda milletvekili çıkaracak. İşte bütün iş buradan sonra başlayacak. Öncelikle Kürt vekillerin üzerine büyük yük düşecek, en büyük yük orada Terörist Başı Öcalan’dan önce Kürt Halkını temsil etmek yüküdür. Bunu kesinlikle yapmalıdırlar, sonrasında girdikleri parlementonun bütün Türk Devletinin Parlementosu olduğunu unutmadan siyaset yapmaları gerektiğidir. -O Türk Devleti ki Türkler ve Kürtlerden oluşur.- Bunun yanında Devletimize de önemli görevler düşüyor. Öncelikle faşizan tavırlardan kaçınmak gerekiyor, herkesin bu ülkeyi bölme fikri haricindeki fikirlerini söyleme hakkına sahip olduğunu unutmamak gerekiyor.

Eğer bütün bunlar başarılabilirse, Kürt sorunun çözümü için büyük bir fırsat yakalanacak, ölümler azalacak, askeri kanat iyice marjinalleşecek ve en sonunda yok olacaktır. Türk Demokrasisi ise gerçekten Demokrasi olmak yolunda büyük bir adım atacaktır.

Amaç ölümlerin azalması, refahın yükselmesi, yani mutlu ve bütün olarak yaşamaksa, Kurtuluş Savaşında sağladığımız birliği bugün tekrar sağlamalıyız.

Posted in dtp, eta, ira, kürt, pkk, terör, türk | No Comments »

100 wattlık Ampul 40 watta Düşer mi?

Mayıs 8th, 2007 by sengin

Türkiye tekrardan ve alışageldiğimiz gibi sık aralıklarla krizler yaşıyor. Bu krizlerden her zaman birileri yarar sağlıyor, birileri de zarar görüyor. Yaşadığımız son krizlerden en çok yararlanan Akp oldu. Şubat krizi, Kemal Derviş, 2003 erken seçimi hep Akp partinin ampulunu parlattı.

Bugün ise Akp ilk defa bu denli büyük bir krizle iktidarda iken karşılaştı. Muhalefet iken krizlerden yararlanmayı bilen akp bu sefer krizi aynı zamanda yönetmek zorundaydı da. Bugün için akpnin bunu başarabildiğini söyleyebiliriz. Ordu muhtırası karşısında dik durdu. Ek olarak bu muhtıranın ekonomiyi bozduğunu bar bar bağırarak söyledi ve bu yolla Chp ve Orduyu ülkedeki bütün aksaklıklar için günah keçisi ilan etti. 4 yıllık dönemdeki bütün başarısızlıkları tsk ve chpnin üzerine attı.

Daha yakından bakalım: 4 yıllık ampul iktidarı döneminde somut olan en önemli şeyler alım gücümüzün düşmesi, Çiftçinin ekin ekememesi, kimsenin cebinde para kalmaması idi. Zaten kimsenin cebinde para kalmadığı için enflasyon düşmüş gibi göründü. Ekonomide para dönmeyince fiyatlar da artamadı ama sağlıksız bir durumdu. Fiyatların artmaması ekonominin gücünden değil güçsüzlüğünden kaynaklandı. 27 Nisan’a kadar bütün halk bundan ampulleri sorumlu tutuyordu; ancak iş muhtıra ile değişti. Ampuller her yerde bangır bangır muhtıra ekonomiyi bozdu diye bağırdı, insanlara ekonomiyi ordu bozdu fikrini pompaladı. Pek tabi olarak bundan kendisi fayda sağlarken, tsk ve onun ekürisi chp zarar gördü. Bunun yanına mağdur gibi görünmesini de eklersek akpnin bu krizi çok iyi yönettiğini, dik durarak delikanlılığı ile, her şeye rağmen mağduriyeti ile ve orduyu günah keçisi yaparak kendi günahlarını orduya yüklemesi ile çok fazla puan kazandı. Bu seçim de büyük ihtimalle tek başlarına iktidarlar. hatta oyları bile artabilir.

Posted in akp, chp, deniz baykal, ekonomi, kriz, ordu, rte, tsk | No Comments »

Ordu Demokrasiyi Korur mu?

Mayıs 7th, 2007 by sengin

ordular adı üzerinde ordudur ve tamamen hiyerarşi içersinde işleyen kurumlardır, doğalarında otorite vardır, yani çok doğal olarak demokrasi ile hiçbir bağlantıları yoktur.

Türkiye’de birçok kişi ordunun demokrasinin koruyucusu olduğuna inanıyor ki bu kurda kuzu emanet etmek gibi bir şeydir. böyle bir kuruma demokrasi emanet etmek* manasızdır, anlamsızdır, böyle bir durumun olduğunu düşünnebilmenin yolu da cahillikten geçer. zira yukarıda da açıkladık, ordu emrin sorgulanmadığı, mensuplarının eşit olmadığı bir yapıya sahiptir-ki ordular böyle olmalıdır-, demokrasi ise vatandaşların eşit olduğu, statülerine göre ayrıma tabi tutulmadıkları bir rejimdir. şimdi yapısı demokrasiye taban tabana zıt bir kuruma demokrasiyi koruma görevi yüklemek, bu kurumun demokrasiyi koruyacağına inanmak imkansızdır.

çok yakın bir örneğimiz var, tsk: anayasada kendisine verilen görevleri yapar, yani devleti ve ülkeyi iç ve dış tehditlerden korur, bunu yaparken gözettiği şeylerden biri de asla demokrasi değildir. böyle olduğu için de asla tsk’yı eleştiremeyiz. askerlerin görevinin demokrasi ile alakası yok çünkü. ha vakti zamanında ressam bir amca çıkıp demokrasi için faşizm falan demiş, sallayın gitsin, boş laf.

Posted in darbe, demokrasi, hiyerarşi, muhtıra, ordu, tsk | No Comments »

Burhan Kuzu: Türk Anayasasına Ampul

Mayıs 7th, 2007 by sengin

Burhan Kuzu, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı, Baş Ampül’ün bu aralar en çok kullandığı vekil. Anayasa Komisyon’u bu aralar kavga ve gürültülerle gündeme geliyor. Bir laf vardır, imam osurursa cemaat sıçar diye, işte Türkiye Cumhuriyetinin Meclis Anayasa Komisyonunun, yani Türk Devletinin özünün söz konusu edildiği komisyonun başkanının Başkanlık Sistemi ile ilgili görüşleri.

türkiye barolar birliğinin düzenlediği “cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi cumhurbaşkanlığı” konulu sempozyumda yaptığı konuşmalar ile dikkatleri çekmiş, akp’nin demokrasiyi araç olarak kullanma mantalitesinin sürdüğünü göstermiştir. işte dediklerinden alıntılar:

“”sempozyumun “başkanlık sistemi” konulu oturumunda konuşan kuzu, başkanlık sistemini desteklediğini, parlamenter sistemi sevemediğini söyledi. sivil cumhurbaşkanı döneminin sürmesi gerektiğini savunan kuzu, parlamenter sistemde hem yasama hem yürütmeyi hükümetin yönettiğini kaydetti. kuzu, “biraz da yargıya ‘höt’ dediniz mi tamam. yasama ne yapacak? indir, kaldır” dedi.”"

meali: yasamayı da yürütmeyi de bize verin ki cumhurbaşkanı vetolarından kurtulalım, yargıya da biraz höt deme yeetkimiz olsun ki laik rejimi yıkarken kimse ses çıkaramasın.

“”eleştiri hakkı vardır ama vur abalıya olmamalıdır. tayyip bey’i zorla cumhurbaşkanı yapacağız. çünkü bu şekildeki gidiş, partiyi gıdıklar, tahrik eder. uzlaşma deniyor, ama uzlaşacak adamı bu kadar kötüleyeceksiniz sonra gelip masaya oturacaksınız. konuşulur ayrı. ama önce ’sen olamazsın, çünkü sen çok çok kötüsün’ dediğinde iş çıkmaza girer. daha sakin konuşmalıyız”"

meali: tayyibime yüklenmeyin yoksa onu cumhurun başı yaparız. sen abalıya vurma yoksa aba altından sopayı sokarım size.

Posted in akp, anayasa, anayasa komisyonu, burhan kuzu, yasa | No Comments »

Cumhurbaşkanini Halkın Seçmesi: Kuvvet İçi Kavga

Mayıs 7th, 2007 by sengin

parlementer sistemlerde cumhurbaşkanını meclis seçer. nedeni ise halkın sınırlı desteği ile iktidara gelen hükümet ile yine halkın yarısından çoğunun desteği ile iktidara gelen cumhurbaşkanını karşılaştırması ve aralarındaki bir çatışma durumunda yürütmenin, yani ülkenin idaresinin durma yani yürütememe tehlikesidir.

türkiye’de ve diğer parlementer demokrasilerde güç parlementodadır, cumhurbaşkanının görevi sadece denetimdir, yani fren mekanizmasıdır. ama eğer halk seçerse halkın yarısından fazlasının desteğini almış bir makamdan sadece denetim yapmasını beklemek akla ve mantığa tamamen aykırıdır. hükümete karşıt olduğu durumlarda bizzat işin içine girmek isteyecek ve sistemi yeni krizlere sokacaktır.

hadi bir senaryo yapalım: bir yasa cumhurbaşkanı önüne geldi, cumhurun başı da bunu meclise geri gönderdi, meclis de hiçbir değişiklik yapmadan bunu aynen cumhurbaşkanına iade etti, bu durumda halkın yarısından fazlasının oyunu almış olan bir kişiyi bunu imzalamakla zorunlu tutmak demokratik mantığa uymaz.

velhasılı kelam bu durum zamanla başkanlık rejimine dönüşür ki üniter devletlerde başkanlık rejimleri diktatoryadan çok da farklı değillerdir.

Posted in cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanı, meclis, parlementer sistem, parlemento, tbmm, yürütme | No Comments »

Laiklik Demokrasinin Temel Taşı mı Değil mi?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

konuya girerken demokrasi ve laiklik arasındaki ilişkiye bakmak gerekiyor. bu konuda bugüne kadar düşünceler dile getirilmiştir hatta bu konuyla alakalı bir durumu içeren bir aihm kararı bile vardır.

konuya demokratik olmayan bir laik rejim mümkün mü gibi kolay bir soru ile girelim. pek tabiki mümkün, bir rejim laik olabilir fakat diğer noktalarda demokratik olmamaktadır. örneğin saddam rejimi laik bir rejimdi; ancak demokratik olduğu söylenemezdi, yine nazi partisi zamanında almanya da laikti ama aynı zamanda faşistti de. çünkü laikik demokrasi olmasa da yaşayabilmektedir. zira laiklik en basit anlamı ile din işlerinin devlet işlerine karıştırılmaması ve insanların istedikleri dini, inanışı, felsefeyi seçmekte özgür olmasıdır; ama yine aynı insan oturacağı yeri seçmekte, oy vereceği partiyi seçmekte serbest olmayabilir.

gelelim içinde laisizmi barındırmayan bir demokrasi olabilir mi sorusuna: asıl tartışma bu konuda çıkmaktadır, soru işaretleri burada doğmaktadır. bu tartışmalı konunun cevabını bulmak çok basittir aslında, demokrasi ve son günlerde sıklıkla dile getirildiği gibi laikliğin tanımını yapmak yoluyla soruya cevap bulunabilir.

demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşları da demokrasi ile yönetilebilirler. eşit hak kavramı çok geniştir ve akla gerelecek her türlü hak konusunda aynı durumdaki insanların aynı haklara sahip olmasını ifade eder. pek tabi ki bu haklara kişinin istediği inanca bağlanma hakkıdır ki laiklik de tam da budur. yani demokrasinin bileşenlerinden biridir. buradan anlaşılıyor ki laiklik demokrasinin bileşenlerinden biridir.

laisizmin demokrasinin temel bileşenlerinden biri olduğu düşüncesine bazı eleştiriler getirilmiştir bu eleştirilerin en dişe dokunur olanı “devletin dini özgürlükler konusunda yaptığı kısıtlamalarla aslında demokrasinin özgürlükçü ruhuyla çeliştiği düşüncesidir”. bu eleştiriye göre devlet laik rejimi korumak adına insanların dininin gereklerini ifa etme özgürlüklerini sınırlayabilmesidir. hepimiz biliyoruz ki kişilerin özgürlük alanının sınırı diğer kişilerin özgürlük alanıdır. bir kişi dininin gereklerini ifa etmek adına başkalarının özgürlüklerine dokunursa bu durum tabiki demokratik devlet tarafından önlenecektir. bunun dışında ise devlet kişilerin inançlarının gereklerini ifa etme özgürlüklerine dokunamayacaktır.

her demokratik devletin anayasasında “sınırlamaların sınırı” belirlenmiştir. yani devletin hangi hakkı ne kadar sınırlayabileceği, hangi durumlarda sınırlayabileceği bellidir. bu durum demokratik hakların anayasal düzeyde ve uluslararası ve hatta uluslarüstü seviyede korunması ile sağlanır. bir devlet bütün bunlara rağmen kişilerin din özgürlüklerine gereğinden fazla müdahale ediyorsa o devlete zaten demokratik diyemeyiz, totalister rejim deriz. bu kısmın sonucu olarak demokratik rejimlerin laik olmasının işin doğası gereği olduğunu; fakat laisim nedeni ile yapacağı kısıtlamaların gereğinden fazla olması durumunda da rejimin demokratik olmaktan çıkacağını söyleyebiliriz.

kısanın kısası her demokratik rejim laiktir; ancak her laik rejim demokratik değildir.

gelelim the economist dergisinin türkiye için yaptığı yoruma: laiklik mi demokrasi mi sorusunun mantık dışılığını yukarıda anlattım. burada bu anlattıklarım ışığında türkiye’deki durumu değerlendireceğim.türkiye, anayasasında hem laik hem de demokratik olarak tanımlanıyor ve laikliğin tanımı da anayasa da çeşitli yerlerde yapılmış.

türk rejimini değerlendirirken avrupa rejimlerine bakarak değil onun kendi yapısına bakarak değerlendirme yapmak gerekir. zira hıristiyanlık ve müslümanlık farklı özelliklere sahip dinlerdir ve müslümanlık hıristiyanlığa göre çok daha fazla oranda dünyevi hükümler içerir. bu sebeple türk laisizm uygulaması kendine has özellikler içerir. örneğin bakara suresinde miras hakkı düzenlenmiş ve erkeğin iki payına karşılık kadına bir pay verilmiştir. bu düzenle çok açık olarak demokrasiye aykırıdır. bu durumda mümin çok sert bir laik duvara çarpmaktadır. zira demokratik ve laik rejimde, kişiler cinsiyetlerine göre ayrılamaz ve bu ayrım sebebiyle farklı haklara sahip kılınamaz. peki bu durumda devlet ne yapacaktır? eğer laik ise kendi yasalarında eşit uygulamayı düzenleyecek ancak kişilerin kendi inançlarına göre de dağıtım yapmasını engellememek için ona özgürce paylaştırabileceği bir miktar verecektir ki bu miktar türk medeni kanununda hiç de az değildir, yani bu örnekte türkiye doğruyu yapmıştır.

konuya miras gibi hafif bir örnekle girdik ama türban gibi ağır bir örnekle devam etmek gerekiyor. bu konuda aihm’nin bir kararı var. bu karara göre halkın ezici çoğunluğunun aynı dinden olduğu bir ülkede o dinin özel simgelerinin kamusal alanda taşınması o simgeyi taşımayanlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. bir nevi türbanlı vatandaş sırf o simgeyi kamusal alana sokarak türban takmayan kişiye-isteyerek veya istemeyerek fark etmez- ben senden daha müslümanım demektedir. demokrasi bir vatandaşın bu duruma düşmesine kesinlikle izin veremez.

türkiye bütün bunlara ortak bir fiili çözüm bulmuştur, sokakta devlet kimseye karışmamakta kamusal alanda ise vatandaşına dini simgeleri kullanma zorunluğu getirerek hem özgürlüklere saygılı olmak da hem de türbansız birey üzerindeki baskıyı önlemektedir.

the economist türkiye’deki bu durumu değerlendirememekte ve batılı süreçlerle türk laiklik sürecini karşılaştırarak çok büyük bir hataya düşmektedir. bunda kasıt aramak ne kadar doğrudur bilinmez ama pek tabi ki şüphe ile bakmak gerekir.

Posted in demokrasi, islamiyet, kemalizm, laiklik, laisizm, the economist, türkiye | 1 Comment »

Askeri Darbeler: Sonuçları

Mayıs 4th, 2007 by sengin

27 mayıs: demokrat parti’ye karşı yapılan darbeden sonra adaletpartisi bir seçim ara verip iktidara geldi ve dp’yi hiç aratmadı. budarbe ile türkiye iyice abd’ye yaklaştı. zira darbe sebepleri arasındamenderes’in moskova ziyareti de vardı ve abd onun devrilmesini istemeyebaşlamıştı. yine de 27 mayıs yaptığı anayasa sayesinde kendisini biraz aklamıştır.
12 mart: demokrasiye darbe, 1961 anayasanında getirilen sosyal ve ekonomik hakların budanması.
12 eylül: bugünkü türkiye’nin sebebi. depolitize edilmiş gençliğin, banadokunmayan yılan bin yaşasın anlayışını türkiye’de yerleştiren pinochetdostu faşist amcanın kenanist türkiyesini oluşturan darbe.
28 şubat: zaten bir dahaki seçimde halk tarafından al aşağı edilecek olan rp’ninmazlumlaştırılması ve tabanını genişletmesi. bugünkü ampul belasınınbaşımıza gelmesinin sebebi.
27 nisan: tsk’nın halk tepkisini kullanarak siyasete girmeye çalışarak bu hareketlerini meşru göstermeye çalışması.11.cumhurbaşkanı rte olacak. çünkü canavar akp tekrar oldu mazlum akp. 16alacakken alacak 40. bu sefer halk da benim arkamda diyecek. meşruiyettartışmasına noktayı koyacak ve tayyeapi çankayaya yollayacak.

Posted in 12 Mart, 12 eylül, 27 Mayıs, 27 nisan, 28 Şubat, cunta, darbe, demokrasi, muhtıra, ordu, tsk | No Comments »

« Previous Entries