Mayıs 2007
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Kategoriler

Etiketler

Laiklik Demokrasinin Temel Taşı mı Değil mi?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

konuya girerken demokrasi ve laiklik arasındaki ilişkiye bakmak gerekiyor. bu konuda bugüne kadar düşünceler dile getirilmiştir hatta bu konuyla alakalı bir durumu içeren bir aihm kararı bile vardır.

konuya demokratik olmayan bir laik rejim mümkün mü gibi kolay bir soru ile girelim. pek tabiki mümkün, bir rejim laik olabilir fakat diğer noktalarda demokratik olmamaktadır. örneğin saddam rejimi laik bir rejimdi; ancak demokratik olduğu söylenemezdi, yine nazi partisi zamanında almanya da laikti ama aynı zamanda faşistti de. çünkü laikik demokrasi olmasa da yaşayabilmektedir. zira laiklik en basit anlamı ile din işlerinin devlet işlerine karıştırılmaması ve insanların istedikleri dini, inanışı, felsefeyi seçmekte özgür olmasıdır; ama yine aynı insan oturacağı yeri seçmekte, oy vereceği partiyi seçmekte serbest olmayabilir.

gelelim içinde laisizmi barındırmayan bir demokrasi olabilir mi sorusuna: asıl tartışma bu konuda çıkmaktadır, soru işaretleri burada doğmaktadır. bu tartışmalı konunun cevabını bulmak çok basittir aslında, demokrasi ve son günlerde sıklıkla dile getirildiği gibi laikliğin tanımını yapmak yoluyla soruya cevap bulunabilir.

demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşları da demokrasi ile yönetilebilirler. eşit hak kavramı çok geniştir ve akla gerelecek her türlü hak konusunda aynı durumdaki insanların aynı haklara sahip olmasını ifade eder. pek tabi ki bu haklara kişinin istediği inanca bağlanma hakkıdır ki laiklik de tam da budur. yani demokrasinin bileşenlerinden biridir. buradan anlaşılıyor ki laiklik demokrasinin bileşenlerinden biridir.

laisizmin demokrasinin temel bileşenlerinden biri olduğu düşüncesine bazı eleştiriler getirilmiştir bu eleştirilerin en dişe dokunur olanı “devletin dini özgürlükler konusunda yaptığı kısıtlamalarla aslında demokrasinin özgürlükçü ruhuyla çeliştiği düşüncesidir”. bu eleştiriye göre devlet laik rejimi korumak adına insanların dininin gereklerini ifa etme özgürlüklerini sınırlayabilmesidir. hepimiz biliyoruz ki kişilerin özgürlük alanının sınırı diğer kişilerin özgürlük alanıdır. bir kişi dininin gereklerini ifa etmek adına başkalarının özgürlüklerine dokunursa bu durum tabiki demokratik devlet tarafından önlenecektir. bunun dışında ise devlet kişilerin inançlarının gereklerini ifa etme özgürlüklerine dokunamayacaktır.

her demokratik devletin anayasasında “sınırlamaların sınırı” belirlenmiştir. yani devletin hangi hakkı ne kadar sınırlayabileceği, hangi durumlarda sınırlayabileceği bellidir. bu durum demokratik hakların anayasal düzeyde ve uluslararası ve hatta uluslarüstü seviyede korunması ile sağlanır. bir devlet bütün bunlara rağmen kişilerin din özgürlüklerine gereğinden fazla müdahale ediyorsa o devlete zaten demokratik diyemeyiz, totalister rejim deriz. bu kısmın sonucu olarak demokratik rejimlerin laik olmasının işin doğası gereği olduğunu; fakat laisim nedeni ile yapacağı kısıtlamaların gereğinden fazla olması durumunda da rejimin demokratik olmaktan çıkacağını söyleyebiliriz.

kısanın kısası her demokratik rejim laiktir; ancak her laik rejim demokratik değildir.

gelelim the economist dergisinin türkiye için yaptığı yoruma: laiklik mi demokrasi mi sorusunun mantık dışılığını yukarıda anlattım. burada bu anlattıklarım ışığında türkiye’deki durumu değerlendireceğim.türkiye, anayasasında hem laik hem de demokratik olarak tanımlanıyor ve laikliğin tanımı da anayasa da çeşitli yerlerde yapılmış.

türk rejimini değerlendirirken avrupa rejimlerine bakarak değil onun kendi yapısına bakarak değerlendirme yapmak gerekir. zira hıristiyanlık ve müslümanlık farklı özelliklere sahip dinlerdir ve müslümanlık hıristiyanlığa göre çok daha fazla oranda dünyevi hükümler içerir. bu sebeple türk laisizm uygulaması kendine has özellikler içerir. örneğin bakara suresinde miras hakkı düzenlenmiş ve erkeğin iki payına karşılık kadına bir pay verilmiştir. bu düzenle çok açık olarak demokrasiye aykırıdır. bu durumda mümin çok sert bir laik duvara çarpmaktadır. zira demokratik ve laik rejimde, kişiler cinsiyetlerine göre ayrılamaz ve bu ayrım sebebiyle farklı haklara sahip kılınamaz. peki bu durumda devlet ne yapacaktır? eğer laik ise kendi yasalarında eşit uygulamayı düzenleyecek ancak kişilerin kendi inançlarına göre de dağıtım yapmasını engellememek için ona özgürce paylaştırabileceği bir miktar verecektir ki bu miktar türk medeni kanununda hiç de az değildir, yani bu örnekte türkiye doğruyu yapmıştır.

konuya miras gibi hafif bir örnekle girdik ama türban gibi ağır bir örnekle devam etmek gerekiyor. bu konuda aihm’nin bir kararı var. bu karara göre halkın ezici çoğunluğunun aynı dinden olduğu bir ülkede o dinin özel simgelerinin kamusal alanda taşınması o simgeyi taşımayanlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. bir nevi türbanlı vatandaş sırf o simgeyi kamusal alana sokarak türban takmayan kişiye-isteyerek veya istemeyerek fark etmez- ben senden daha müslümanım demektedir. demokrasi bir vatandaşın bu duruma düşmesine kesinlikle izin veremez.

türkiye bütün bunlara ortak bir fiili çözüm bulmuştur, sokakta devlet kimseye karışmamakta kamusal alanda ise vatandaşına dini simgeleri kullanma zorunluğu getirerek hem özgürlüklere saygılı olmak da hem de türbansız birey üzerindeki baskıyı önlemektedir.

the economist türkiye’deki bu durumu değerlendirememekte ve batılı süreçlerle türk laiklik sürecini karşılaştırarak çok büyük bir hataya düşmektedir. bunda kasıt aramak ne kadar doğrudur bilinmez ama pek tabi ki şüphe ile bakmak gerekir.

Posted in demokrasi, islamiyet, kemalizm, laiklik, laisizm, the economist, türkiye | 1 Comment »

Askeri Darbeler: Sonuçları

Mayıs 4th, 2007 by sengin

27 mayıs: demokrat parti’ye karşı yapılan darbeden sonra adaletpartisi bir seçim ara verip iktidara geldi ve dp’yi hiç aratmadı. budarbe ile türkiye iyice abd’ye yaklaştı. zira darbe sebepleri arasındamenderes’in moskova ziyareti de vardı ve abd onun devrilmesini istemeyebaşlamıştı. yine de 27 mayıs yaptığı anayasa sayesinde kendisini biraz aklamıştır.
12 mart: demokrasiye darbe, 1961 anayasanında getirilen sosyal ve ekonomik hakların budanması.
12 eylül: bugünkü türkiye’nin sebebi. depolitize edilmiş gençliğin, banadokunmayan yılan bin yaşasın anlayışını türkiye’de yerleştiren pinochetdostu faşist amcanın kenanist türkiyesini oluşturan darbe.
28 şubat: zaten bir dahaki seçimde halk tarafından al aşağı edilecek olan rp’ninmazlumlaştırılması ve tabanını genişletmesi. bugünkü ampul belasınınbaşımıza gelmesinin sebebi.
27 nisan: tsk’nın halk tepkisini kullanarak siyasete girmeye çalışarak bu hareketlerini meşru göstermeye çalışması.11.cumhurbaşkanı rte olacak. çünkü canavar akp tekrar oldu mazlum akp. 16alacakken alacak 40. bu sefer halk da benim arkamda diyecek. meşruiyettartışmasına noktayı koyacak ve tayyeapi çankayaya yollayacak.

Posted in 12 Mart, 12 eylül, 27 Mayıs, 27 nisan, 28 Şubat, cunta, darbe, demokrasi, muhtıra, ordu, tsk | No Comments »

27 Nisan Muhtırası: TSK’nın asıl amacı gerçekte ne?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

27 nisan 2007 muhtirasi‘nı hangi amaçla çıkardığını anlamak için beklememiz gerektiğini düşünüyorum, zira ciddi şüpheler söz konusu.eğermuhtıranın verildiği ortama bakılırsa halk tepkisini göstermiş veampuller her ne kadar bunu dikkate almamış gibi gözükseler de tümpolitikalarını etkilemişti. siyaset türkiye’de tarihinde ilk defa budenli büyük ve devamlı*bir halk hareketine muhattap oluyordu. ikincisi ve akabinde yerelleriplanlanmıştı. yani iktidar öyle ya da böyle boyun eğecekti,cumhurbaşkanını seçse bile halk sandıkta ya da meydanlarda o ampulleripatlatacaktı. insiyatif halka geçmişti ve siyaset yepyeni bir alana,gerçekten meydanlara kayıyordu ve daha demokratik bir ülke umududoğmuştu. tam bu sırada geldi tsk muhtırası, sanki tsk gericileremüdahale tekelini elinde tutmak istiyor, sanki bu şekilde elde ettiğigüvenilir kurum olma ve bundan kaynaklanan siyasi meşruluğunu devamettirmek istiyor. bu öyle bir meşruluk ki istediği gibi demokrasiyemüdahale ediyor, 10 yılda bir ona ayar verip gerektiğinde beslemiyorasıyor. işte tsk bu gücü kendi tekelinde tutmak istiyor, halkın aslındahalka ait olan gücü tskdan almasını istemiyor. muhtıra verilmesindelaiklik kaygılarından çok bu kaygılar var belki de.

Posted in 27 nisan, darbe, demokrasi, laiklik, muhtıra, ordu, sivil iktidar, tsk | No Comments »

14 Nisan ve 29 Nisan: Türk Devletinindeki Kurtuluş Savaşından Sonra En Büyük Halk Hareketi

Mayıs 4th, 2007 by sengin

*Türk Devleti yani Türkiye, Selçuklu zamanında kurulmuş ve bugüne kadar gelmiştir. Aradaki sülale-saltanat ve rejim değişikleri yeni devletlere yol açmamış, devletin şekil değiştirmesini sağlamıştır sadece. Aynen Fransa’daki 4 krallık, 5 cumhuriyetin hep fransa olması gibi, ya da İngiltere’de saltanat Norman da olsa Cormwell Cumhuriyeti de olsa İngiltere’nin İngiltere olması gibi.

Şimdi asıl konumuza gelelim. Bu hareket Türk halkının 1000 yıldır yaptığı Kurtuluş savaşından sonra en büyük halk hareketidir. Evlerde olmasına alıştığımız herkes meydanlardadır. Rejimlerini korumaktadır. Ne Yavuz zamanındaki ayaklanmalar, ne 50′ler, 60′lar ve 70′lerdeki hareketler böyle değildir. Her birinde halkın uç kesimleri bu hareketlere girmişti ama bu sefer tüm halk meydanlarda. Bu unutulmamalı, tarihe tanıklık ediyoruz.

Posted in 14 nisan, 29 nisan, cumhurbaşkanlığı, cumhuriyet, demokrasi, gösteri, halk, laiklik, miting, numayiş, rte, çağdaşlık | No Comments »

Rıza Türmen: "Leyla Şahin’e Kurban Olsun?" MU

Mayıs 4th, 2007 by sengin

Rıza Türmen Avrupa İnsan Hakları Mahkesi Büyük Dairesindeki 17 yargıçtan biri. Görev süresi bittikten sonra tekrar aday olarak gösterilmedi. Bunu yapan tabiki akp sebebi ise Leyla Şahin ile alakalı kararında Türban aleyhine görüşünü belirtmesi. Bu durumu AİHM Başkanı Jaen Paul Costa da “Türmen, verdiği kararlar nedeniyle AİHM’ye önerilmediyse çok yazık. Türkiye’deki kamusal-özel alan ayrımı saygıya değer” dedi.

Posted in adalet, aihm, aihs, akp, hukuk, mahkeme, rte, rıza türmen | No Comments »

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Baykal’ın Ezilmesi

Mayıs 4th, 2007 by sengin

siyasi zekasından artık iyice süphe ettiğim deniz baykal’ın her birkonuşması ile rte’ye biraz daha puan kazandırdığı seçimdir. kendipartisinden bile rte’ye oy çıkacak böyle giderse.

deniz baykal konuştukça batıyor, battıkça konuşuyor.yıllarınsiyasetçisidir kendisi ama geçmişe bakıp feyz almayı hiç düşünmez. ulanrte’yi çankaya’da görmek istemiyorsan al sana taktik desem duyar mıacaba!öyle bir isim bulunur ki tüm toplumun saygı duyduğu, sevdiği,bu işi yapar dediği sonra da aday olması için konuşulur iknaedilebilirse de 110 milletvekili imzası ile aday yaparsın. ha sonran’olur? 2 seçenek ortaya çıkar; ya akp chp’nin bu hareketi karşısındatoplumu karşısına almak istemez ve yeni cumhurbaşkanı bir mutabakatlaseçilir ya da her şeye rağmen akp bildiğini okur ve toplumu karşısınaalmak uğruna rte veya başka bir akpliyi oraya gönderir, bu ihtimalde debu topluma rağmen seçim oy kaybı olarak geri döner akp’ye.bu ismibulmak kolay değil, benim aklıma rahmetli barıpş manço geldi, ama okadarını da chp yapabilir. hatta bu isim akp içinden bile güvenilir,laik rejime bağlı biri olabilir.

Posted in 2007, abdullah gül, akp, anap, chp, deniz baykal, erkan mumcu, rte, seçim, tbmm | No Comments »

Türkiye, Fransa: İki seçim arasındaki Fark

Mayıs 4th, 2007 by sengin

segolene royal ve nicolas sarkozy‘nin kafa kafaya önde gittiği biraz arkalarında francois bayrou‘nun bulunduğu 2007 yılında yani bizdeki 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi ile aynı zamanlarda yapılacak olan seçimdir. aslında bizim için çok daönemli değildir hatta umrumuzda bile değildir ama bizim seçimlerle aynızamana denk geldiği için bir karşılaştırma yapıyor insan ister istemez.

ilk olarak göze çarpansa onlarda adayların aylar önceden açıklanıptelevizyonlarda birbirleri ile tartışmaları ve halkın kendilerini dahaiyi tanımasına olanak vermesiyken bizde adayların açıklanmasının songününe kadar adayların açıklanmaması, gündemin sürekli bu konu ilemeşgul olması ve bizdeki aday olma potansiyeli taşıyan aday adaylarınınbirbirlerine ilkokul çocuğu düzeyinde laf sokmaları. her halk hakettiği gibi yönetilir sonuçta.

Posted in 2007, cumhurbaşkanı, demokrasi, fransa, medeniyet, türkiye | No Comments »

İstiklal Marşı kimlerin? Onların mı, Hepimizin mi?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

“gözaltındaki insanlarımız istiklal marşı eşliğinde işkence görmüştür.kitlenin, istiklal marşı okunacak bir kongreye kadar geçecek süreiçinde motive edilmesi lazım. artık istiklal marşının onlar için birişkence sembolü, bir ölüm sembolü olmadığını görmeleri lazım.”olaylar dün Orhan Doğan’ın bu sözleri üzrine çıktı. BU sözleri yorumlamak lazım, neden denmiş olabileceği hakkından fikir yürütmek lazım.

türk faşistlerinin sadece teröristlere değil bütün kürt şüphelilerinekarşı uyguladığı işkence yöntemlerinden biridir, kutsal marşımızeşliğinde faşistlerin tehlike olarak gördüğü herkes bu marşdinletilerek ezilir, faşistler de bu yolla orgazma ulaşırlar. bununsonucunda yıllar geçtikçe kürt vatandaşlarımız aslında onların da marşıolan istiklal marşımızdan tiksinirler. onu bu hale getiren kürtler değil türk faşistleridir.

tekrardaha da açarak anlatalım: bu ülke kurtuluş savaşını verirken türkler vekürtler yanyana savaştılar, birlikte kanlarını akıttılar, birlikteöldüler bu vatan için ve o istiklal marşı bu iki onurlu halkınmücadelesi sayesinde yazıldı. ama gün geldi birileri bu ülkeyi sadecekendilerinin sanarak “ya sev ya terket” dedi, istiklal marşınısadece kendileri gibi olanlarınmış gibi sanarak işkence yaparken yükseksesle çaldılar. nasıl bir ruh halleri vardı tahmin etmek için çok zekiolmaya gerek yok: bu ülkeyi sadece kendisinin sanan faşistimiz mağdurunbilmem neresine elektirik verirken fonda istiklal marşı çalıyordu ve ofaşist mahluk kendisini ülkenin koruyucusu sanıyordu, e tabi bu ülkeiçin kurşun atan da kurşun yiyen de şerefli ya ondandır. ama bilmiyorduki o işkence yaptığı mağdurun da dedesi 23 ağustos 1921′de polatlı’da sakarya ırmağının doğu tarafında idi, tıpkı işkencecinin kendi dedesi gibi.

iştebu işkenceciler o marşı işkence yaparken fonda çalarak, ya sev yaterket diyerek, kürtleri insandan saymayarak kürtlerin bu ülkeye olanaidiyet duygularını zedelediler, sonra da aidiyet duyguları zedelenenler bunu dile getirince daha da fazla ve başkaları tarafından da horlandılar.

orhan doğan’ın kim olduğu umrumda değildir. “gözaltındaki insanlarımızistiklal marşı eşliğinde işkence görmüştür. kitlenin, istiklal marşıokunacak bir kongreye kadar geçecek süre içinde motive edilmesi lazım.artık istiklal marşı’nın onlar için bir işkence sembolü, bir ölümsembolü olmadığını görmeleri lazım.” sözü onun da aslında istiklalamarşının ne olduğunu ve kutsiyetini bildiğini gösteriyor. istiklalmarşına küfretmek istediğini değil.

istiklal marşının kutsiyetini hiçe sayanlar kürtler değil onu işkencelerinde kullananlardır.

Posted in aidiyet duygusu, faşizm, istiklal marşı, işkence, kürt, orhan doğan, pkk, türkiye | No Comments »

28 Şubat: Bizim çocuklar mı, devlet refleksi mi?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

28 şubat. Bizim yaş grubumuzdaki Türklerin gördüğü en büyük ordu-hükümet gerilimi. Darbemidir, darbenin post giymişimidir, muhtıramıdır kısmını geçelim. Her şeye isim vermeye gerek yok. 28 şubat ordunun hükümete müdahalesidir. Yani atanmışların seçilmişlere müdahale etmesidir. Bu bakımdan meşruluğunu değerlendirirken ordu darbelerinin meşruluğunu değerlendirirken kullandığımız noktaları 28 şubat için de kullanmalıyız. Yani öncelikle, bu devleti kuran önderin de belirttiği hedef doğrultusunda olup olmadığına bakmalıyız ve kimler tarafından yapıldığı ile kime karşı yapıldığına. Zira bazen doğrultu doğru yönde olsa da kimler tarafından yapıldığı da önem kazanır, hatta kime karşı yapıldığı da.28 Şubat darbesi yapıldığı esnada ülkenin gidişatının ortaçağ karanlığı olduğu gerçeğini tartışmaya bile gerek yok.

Kimler tarafından yapıldığı çok tartışma götürür. İlerici ulusalcı ordu tarafından mı yoksa ABD yanlısı bir ordu tarafından mı? ABD’nin bu darbeden hoşnutluk duyduğunu çeşitli açıklamaları gösterdi, zira refah partisi abd karşıtı politikalar izliyordu, ırakla ticarete başlamış, libya ile görüşmüş ve iran ile doğalgaz anlaşması imzalamıştı. Aralarında başbakanlık müstaşarının da olduğu bazı kişiler abd’den tsk’ya çekilmiş bir kripto olduğunu söylediler. Nitekim Emre Kongar da bu TSK’nın 12 Eylül’de de belli olduğu üzere 27 Mayıs’taki ilerici ordu olmadığını Amerikancı bir yapıya büründüğünü ileri sürmektedir ki TSK’nın bugüne kadar ki genel duruşu da böyledir.-TSK’nın bugün AB ve ABD ile çelişen durumu ise başka bir konudur-.

Benim kanıma göre 28 Şubat müdahalesi ABD’nin de desteklediği ama TSK’nın bağımsız bir şekilde yaptığı bir müdahale olabileceği yolundadır.

Kime karşı yapıldığı ise karışıktır. Üsttek sorunun cevabına göre de değişir. Eğer ABD icazetli ise bu müdahale Refah Partisinin ABD karşıtı politikaları yüzünden olmuştur ve bu sebepten de ABD karşıtlarına yapılmış bir müdahaledir diyebiliriz. Yok eğer şeriatçılara karşı bir darbe dersek olay Türkiye’deki softalara karşı yapılmış demekte bir yanlışlık olmaz. Ama sonuçlara baktığımızda bu müdahalenin hem softa hem de ABD karşıtı olanlara karşı yapıldığı anlaşılıyor. Bir nevi İran özlemi içinde olanlara karşı.

Sonuç olarak bu müdahale meşru mu idi yoksa ABD kaynaklı ABD çocuklarının yaptığı bir darbemiydi bilemiyoruz.

Bu müdahale hakkındaki “aslında islamcılara yaradı, akp iktidar oldu” iddiasını ile kısaca açıklayacağım zira bu iddianın yersiz olduğuu açıklamaya yetmektedir. İlk olarak Refah Partisi yerine kurulan Fazilet Partisinin ilk seçimde 1. partiliten 4. partiliğe düştüğünü hatırlatmakta fayda var. Daha sonra iktidar olan AKP ise hem mazlumluğunu ön plana çıkardı, hem ülke ekonomik kriz yüzünden mevcut hükümete tepkili idi hem de RTE büyük biraderden icazet almıştı. Dolayısı ile 28 Şubat bugünkü AKP iktidarına yol açmamıştır.

Posted in 12 Mart, 12 eylül, 27 Mayıs, 28 Şubat, darbe, erbakan, ordu, refahyol, tsk, çevik bir, çiller | No Comments »

Hepimiz Neyiz? Ne Kadar Irkçıyız?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

Hepimiz ermeniyiz!!! bu slogan milliyetçilikten nemalanan çevreşeri çok rahatsız etti, çünkü seçimler yaklaşırken türk halkının öteki ile kucaklaşması oy kaybı demek onlar için. dediler ki “hepimiz türküz, ermeni değiliz”. iyi de ilkokul çocukları bile bu sloganının bir dayanışma çağrısı olduğunu anlar sen kimi kandırıyorsun. bu toplum kendi içinde barışı yakalarsa sen yaklaşan seçimleri alamayacaksın ondan mı korkuyorsun ey şark kurnazı!
bu ülkede insanlar ezilenlerin yanında olduğunu göstermek için “Hepimiz Filistinliyiz” diye de bağırdı, “Hepimiz Iraklıyız” diye de bağırdı, bu halk bugün de “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırsa ne olur. o zaman sesiniz çıkmadı da şimdi neden seninz çıkıyor demezler mi insana. sebep belli aslında ermeniler kötüdür saplantısı. bu da bir ırkçılık tabi. zaten siz de faşist bir partisiniz. sorun yok.

Posted in dayanışma, ermeni, faşizm, mhp, siyaset | No Comments »

« Previous Entries