Mayıs 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Kategoriler

Etiketler

Hrant Dink’i Anıyoruz: X’i Anarken Nerdeydiniz?

Ocak 3rd, 2008 by sengin

düşünüyorum öyleyse varım… ya düşünemeyenler, onlar hiçlikleriyle rahatsızlık yaratıyor. düşünemiyor ama düşünürmüş gibi yapmaktan da kendini alamıyor. o da farkında düşünmenin ne kadar güzel bir şey olduğunun aslında ama kafasında dezenformasyonla oluşturulan kirli duvarı aşamıyor.

düşünürmüş gibi yaparken en kolay yol kıyas yapmaya kalkmak, ama dedik ya düşünürmüş gibi yaptığı için kıyas kaba saba ve alakasız oluyor, inceliklerine varamıyor kıyasın. mazluma destek olmak adına `hepimiz ermeniyiz` diyene `hepimiz türküz` diyerek yapıştırıyor cevabı, halbuki hafızasını su altı seviyeden iki ayaklı seviyeye çıkarsa hatırlayacak nazilerce öldürülen türk ailenin ardından binlerce alman’ın “hepimiz türküz” diye yürüdüğünü, hatırlayacak hepimiz ermeniyiz diye yürüyenlerin aynı anda filistinliler için “hepimiz filistinliyiz”, ıraklılar için “hepimiz ıraklıyız” diye yürüdüğünü.

düşüncenin gücü burada işte, insanı insan yapmakda, ama yanlış anlamasınlar `yüzde yüz düşünce gücü`nden bahsetmiyoruz burada.

Posted in demokrasi, derin devlet, faşizm, hrant dink | No Comments »

DTPliler Meclise Giremesin Diyenlere Anadolu’nun Yüzyıllar Öncesinden Cevabı

Mayıs 23rd, 2007 by sengin

bir halk, tam 11 milyon kişilik bir halk. anadilini konuşması yasak- ne olduğunu bilmeyenler için (°bkz: anadil)-, çocuğuna kendi dilinde isim koyması yasak, okuyup yazması engellenmiş, bir halk ağaların eline bırakılmış oy kaygısıyla, üretim yok, okul yok.
bir halk, sürekli suratlarına tükürüldüğü için, sürekli aşağılandıkları, hor görüldükleri için onu kandıran abd ve taşeron pkk’nın oyuncağı olmuş. bir halk ki umudu yok.
biz kemalistiz arkadaşlar. kemalizm ne der hatırlayan var mı? yurtta sulh cihanda sulh bu laf da ne yazık ki atamızın diğer lafları gibi ilkokul çocuğuna söylenir gibi anlaşılıyor. ulan barış ama nasıl? yasaklarla mı? zorbalıkla mı? yoksa demokrasi ile mi?
acaba mustafa kemal hangisini tercih ederdi? acaba mustafa kemal birinci meclis tutanaklarına geçen sözlerinde neler demişti? hatırlayan yoksa hatırlatayım: türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. ama şimdi rahatsız olur bizim minik kemalist görünümlü kenanist beyincikelrimiz.

arkadaşlar ordaki kürt vatandaşlarımızı dışlayan şu an sizin savunduğunuz yaşakçı zihniyet? hatırla mısınız bir zamanlar anadolu’da mevlena adında kutsal bir atamız yaşamıştı. ya lafını hatırlayan var mı? gel, ne olursan ol yine gel. ve yahut yunus emre’yi hatırlayan var mı? hani bir lafı vardı: yaradılanı sevdik yaradandan ötürü. bunu da unutmuşuz öbürler gibi.

bırakalım girsinler meclise, bırakalım desinler ne diyeceklerse. eğer teröristlik yapmaya kalkarlarsa, kürt faşistliği yapmaya kalkarlarsa zaten onları kimse kurtaramaz. foyaları ortaya çıkar işte, daha ne istiyorsunuz? eğer kürt halkına ses olamazlarsa biterler işte daha ne istiyorsun?

türkiye türklerindir, ne mutlu türküm diyene, türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. bu sözleri ard arda okuyun belki bir şeyler çağrışır.

Posted in demokrasi, dtp, kürt, türk, türkiye, ulus devlet | No Comments »

Ordu Demokrasiyi Korur mu?

Mayıs 7th, 2007 by sengin

ordular adı üzerinde ordudur ve tamamen hiyerarşi içersinde işleyen kurumlardır, doğalarında otorite vardır, yani çok doğal olarak demokrasi ile hiçbir bağlantıları yoktur.

Türkiye’de birçok kişi ordunun demokrasinin koruyucusu olduğuna inanıyor ki bu kurda kuzu emanet etmek gibi bir şeydir. böyle bir kuruma demokrasi emanet etmek* manasızdır, anlamsızdır, böyle bir durumun olduğunu düşünnebilmenin yolu da cahillikten geçer. zira yukarıda da açıkladık, ordu emrin sorgulanmadığı, mensuplarının eşit olmadığı bir yapıya sahiptir-ki ordular böyle olmalıdır-, demokrasi ise vatandaşların eşit olduğu, statülerine göre ayrıma tabi tutulmadıkları bir rejimdir. şimdi yapısı demokrasiye taban tabana zıt bir kuruma demokrasiyi koruma görevi yüklemek, bu kurumun demokrasiyi koruyacağına inanmak imkansızdır.

çok yakın bir örneğimiz var, tsk: anayasada kendisine verilen görevleri yapar, yani devleti ve ülkeyi iç ve dış tehditlerden korur, bunu yaparken gözettiği şeylerden biri de asla demokrasi değildir. böyle olduğu için de asla tsk’yı eleştiremeyiz. askerlerin görevinin demokrasi ile alakası yok çünkü. ha vakti zamanında ressam bir amca çıkıp demokrasi için faşizm falan demiş, sallayın gitsin, boş laf.

Posted in darbe, demokrasi, hiyerarşi, muhtıra, ordu, tsk | No Comments »

Laiklik Demokrasinin Temel Taşı mı Değil mi?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

konuya girerken demokrasi ve laiklik arasındaki ilişkiye bakmak gerekiyor. bu konuda bugüne kadar düşünceler dile getirilmiştir hatta bu konuyla alakalı bir durumu içeren bir aihm kararı bile vardır.

konuya demokratik olmayan bir laik rejim mümkün mü gibi kolay bir soru ile girelim. pek tabiki mümkün, bir rejim laik olabilir fakat diğer noktalarda demokratik olmamaktadır. örneğin saddam rejimi laik bir rejimdi; ancak demokratik olduğu söylenemezdi, yine nazi partisi zamanında almanya da laikti ama aynı zamanda faşistti de. çünkü laikik demokrasi olmasa da yaşayabilmektedir. zira laiklik en basit anlamı ile din işlerinin devlet işlerine karıştırılmaması ve insanların istedikleri dini, inanışı, felsefeyi seçmekte özgür olmasıdır; ama yine aynı insan oturacağı yeri seçmekte, oy vereceği partiyi seçmekte serbest olmayabilir.

gelelim içinde laisizmi barındırmayan bir demokrasi olabilir mi sorusuna: asıl tartışma bu konuda çıkmaktadır, soru işaretleri burada doğmaktadır. bu tartışmalı konunun cevabını bulmak çok basittir aslında, demokrasi ve son günlerde sıklıkla dile getirildiği gibi laikliğin tanımını yapmak yoluyla soruya cevap bulunabilir.

demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşları da demokrasi ile yönetilebilirler. eşit hak kavramı çok geniştir ve akla gerelecek her türlü hak konusunda aynı durumdaki insanların aynı haklara sahip olmasını ifade eder. pek tabi ki bu haklara kişinin istediği inanca bağlanma hakkıdır ki laiklik de tam da budur. yani demokrasinin bileşenlerinden biridir. buradan anlaşılıyor ki laiklik demokrasinin bileşenlerinden biridir.

laisizmin demokrasinin temel bileşenlerinden biri olduğu düşüncesine bazı eleştiriler getirilmiştir bu eleştirilerin en dişe dokunur olanı “devletin dini özgürlükler konusunda yaptığı kısıtlamalarla aslında demokrasinin özgürlükçü ruhuyla çeliştiği düşüncesidir”. bu eleştiriye göre devlet laik rejimi korumak adına insanların dininin gereklerini ifa etme özgürlüklerini sınırlayabilmesidir. hepimiz biliyoruz ki kişilerin özgürlük alanının sınırı diğer kişilerin özgürlük alanıdır. bir kişi dininin gereklerini ifa etmek adına başkalarının özgürlüklerine dokunursa bu durum tabiki demokratik devlet tarafından önlenecektir. bunun dışında ise devlet kişilerin inançlarının gereklerini ifa etme özgürlüklerine dokunamayacaktır.

her demokratik devletin anayasasında “sınırlamaların sınırı” belirlenmiştir. yani devletin hangi hakkı ne kadar sınırlayabileceği, hangi durumlarda sınırlayabileceği bellidir. bu durum demokratik hakların anayasal düzeyde ve uluslararası ve hatta uluslarüstü seviyede korunması ile sağlanır. bir devlet bütün bunlara rağmen kişilerin din özgürlüklerine gereğinden fazla müdahale ediyorsa o devlete zaten demokratik diyemeyiz, totalister rejim deriz. bu kısmın sonucu olarak demokratik rejimlerin laik olmasının işin doğası gereği olduğunu; fakat laisim nedeni ile yapacağı kısıtlamaların gereğinden fazla olması durumunda da rejimin demokratik olmaktan çıkacağını söyleyebiliriz.

kısanın kısası her demokratik rejim laiktir; ancak her laik rejim demokratik değildir.

gelelim the economist dergisinin türkiye için yaptığı yoruma: laiklik mi demokrasi mi sorusunun mantık dışılığını yukarıda anlattım. burada bu anlattıklarım ışığında türkiye’deki durumu değerlendireceğim.türkiye, anayasasında hem laik hem de demokratik olarak tanımlanıyor ve laikliğin tanımı da anayasa da çeşitli yerlerde yapılmış.

türk rejimini değerlendirirken avrupa rejimlerine bakarak değil onun kendi yapısına bakarak değerlendirme yapmak gerekir. zira hıristiyanlık ve müslümanlık farklı özelliklere sahip dinlerdir ve müslümanlık hıristiyanlığa göre çok daha fazla oranda dünyevi hükümler içerir. bu sebeple türk laisizm uygulaması kendine has özellikler içerir. örneğin bakara suresinde miras hakkı düzenlenmiş ve erkeğin iki payına karşılık kadına bir pay verilmiştir. bu düzenle çok açık olarak demokrasiye aykırıdır. bu durumda mümin çok sert bir laik duvara çarpmaktadır. zira demokratik ve laik rejimde, kişiler cinsiyetlerine göre ayrılamaz ve bu ayrım sebebiyle farklı haklara sahip kılınamaz. peki bu durumda devlet ne yapacaktır? eğer laik ise kendi yasalarında eşit uygulamayı düzenleyecek ancak kişilerin kendi inançlarına göre de dağıtım yapmasını engellememek için ona özgürce paylaştırabileceği bir miktar verecektir ki bu miktar türk medeni kanununda hiç de az değildir, yani bu örnekte türkiye doğruyu yapmıştır.

konuya miras gibi hafif bir örnekle girdik ama türban gibi ağır bir örnekle devam etmek gerekiyor. bu konuda aihm’nin bir kararı var. bu karara göre halkın ezici çoğunluğunun aynı dinden olduğu bir ülkede o dinin özel simgelerinin kamusal alanda taşınması o simgeyi taşımayanlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. bir nevi türbanlı vatandaş sırf o simgeyi kamusal alana sokarak türban takmayan kişiye-isteyerek veya istemeyerek fark etmez- ben senden daha müslümanım demektedir. demokrasi bir vatandaşın bu duruma düşmesine kesinlikle izin veremez.

türkiye bütün bunlara ortak bir fiili çözüm bulmuştur, sokakta devlet kimseye karışmamakta kamusal alanda ise vatandaşına dini simgeleri kullanma zorunluğu getirerek hem özgürlüklere saygılı olmak da hem de türbansız birey üzerindeki baskıyı önlemektedir.

the economist türkiye’deki bu durumu değerlendirememekte ve batılı süreçlerle türk laiklik sürecini karşılaştırarak çok büyük bir hataya düşmektedir. bunda kasıt aramak ne kadar doğrudur bilinmez ama pek tabi ki şüphe ile bakmak gerekir.

Posted in demokrasi, islamiyet, kemalizm, laiklik, laisizm, the economist, türkiye | 1 Comment »

Askeri Darbeler: Sonuçları

Mayıs 4th, 2007 by sengin

27 mayıs: demokrat parti’ye karşı yapılan darbeden sonra adaletpartisi bir seçim ara verip iktidara geldi ve dp’yi hiç aratmadı. budarbe ile türkiye iyice abd’ye yaklaştı. zira darbe sebepleri arasındamenderes’in moskova ziyareti de vardı ve abd onun devrilmesini istemeyebaşlamıştı. yine de 27 mayıs yaptığı anayasa sayesinde kendisini biraz aklamıştır.
12 mart: demokrasiye darbe, 1961 anayasanında getirilen sosyal ve ekonomik hakların budanması.
12 eylül: bugünkü türkiye’nin sebebi. depolitize edilmiş gençliğin, banadokunmayan yılan bin yaşasın anlayışını türkiye’de yerleştiren pinochetdostu faşist amcanın kenanist türkiyesini oluşturan darbe.
28 şubat: zaten bir dahaki seçimde halk tarafından al aşağı edilecek olan rp’ninmazlumlaştırılması ve tabanını genişletmesi. bugünkü ampul belasınınbaşımıza gelmesinin sebebi.
27 nisan: tsk’nın halk tepkisini kullanarak siyasete girmeye çalışarak bu hareketlerini meşru göstermeye çalışması.11.cumhurbaşkanı rte olacak. çünkü canavar akp tekrar oldu mazlum akp. 16alacakken alacak 40. bu sefer halk da benim arkamda diyecek. meşruiyettartışmasına noktayı koyacak ve tayyeapi çankayaya yollayacak.

Posted in 12 Mart, 12 eylül, 27 Mayıs, 27 nisan, 28 Şubat, cunta, darbe, demokrasi, muhtıra, ordu, tsk | No Comments »

27 Nisan Muhtırası: TSK’nın asıl amacı gerçekte ne?

Mayıs 4th, 2007 by sengin

27 nisan 2007 muhtirasi‘nı hangi amaçla çıkardığını anlamak için beklememiz gerektiğini düşünüyorum, zira ciddi şüpheler söz konusu.eğermuhtıranın verildiği ortama bakılırsa halk tepkisini göstermiş veampuller her ne kadar bunu dikkate almamış gibi gözükseler de tümpolitikalarını etkilemişti. siyaset türkiye’de tarihinde ilk defa budenli büyük ve devamlı*bir halk hareketine muhattap oluyordu. ikincisi ve akabinde yerelleriplanlanmıştı. yani iktidar öyle ya da böyle boyun eğecekti,cumhurbaşkanını seçse bile halk sandıkta ya da meydanlarda o ampulleripatlatacaktı. insiyatif halka geçmişti ve siyaset yepyeni bir alana,gerçekten meydanlara kayıyordu ve daha demokratik bir ülke umududoğmuştu. tam bu sırada geldi tsk muhtırası, sanki tsk gericileremüdahale tekelini elinde tutmak istiyor, sanki bu şekilde elde ettiğigüvenilir kurum olma ve bundan kaynaklanan siyasi meşruluğunu devamettirmek istiyor. bu öyle bir meşruluk ki istediği gibi demokrasiyemüdahale ediyor, 10 yılda bir ona ayar verip gerektiğinde beslemiyorasıyor. işte tsk bu gücü kendi tekelinde tutmak istiyor, halkın aslındahalka ait olan gücü tskdan almasını istemiyor. muhtıra verilmesindelaiklik kaygılarından çok bu kaygılar var belki de.

Posted in 27 nisan, darbe, demokrasi, laiklik, muhtıra, ordu, sivil iktidar, tsk | No Comments »

14 Nisan ve 29 Nisan: Türk Devletinindeki Kurtuluş Savaşından Sonra En Büyük Halk Hareketi

Mayıs 4th, 2007 by sengin

*Türk Devleti yani Türkiye, Selçuklu zamanında kurulmuş ve bugüne kadar gelmiştir. Aradaki sülale-saltanat ve rejim değişikleri yeni devletlere yol açmamış, devletin şekil değiştirmesini sağlamıştır sadece. Aynen Fransa’daki 4 krallık, 5 cumhuriyetin hep fransa olması gibi, ya da İngiltere’de saltanat Norman da olsa Cormwell Cumhuriyeti de olsa İngiltere’nin İngiltere olması gibi.

Şimdi asıl konumuza gelelim. Bu hareket Türk halkının 1000 yıldır yaptığı Kurtuluş savaşından sonra en büyük halk hareketidir. Evlerde olmasına alıştığımız herkes meydanlardadır. Rejimlerini korumaktadır. Ne Yavuz zamanındaki ayaklanmalar, ne 50′ler, 60′lar ve 70′lerdeki hareketler böyle değildir. Her birinde halkın uç kesimleri bu hareketlere girmişti ama bu sefer tüm halk meydanlarda. Bu unutulmamalı, tarihe tanıklık ediyoruz.

Posted in 14 nisan, 29 nisan, cumhurbaşkanlığı, cumhuriyet, demokrasi, gösteri, halk, laiklik, miting, numayiş, rte, çağdaşlık | No Comments »

Türkiye, Fransa: İki seçim arasındaki Fark

Mayıs 4th, 2007 by sengin

segolene royal ve nicolas sarkozy‘nin kafa kafaya önde gittiği biraz arkalarında francois bayrou‘nun bulunduğu 2007 yılında yani bizdeki 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi ile aynı zamanlarda yapılacak olan seçimdir. aslında bizim için çok daönemli değildir hatta umrumuzda bile değildir ama bizim seçimlerle aynızamana denk geldiği için bir karşılaştırma yapıyor insan ister istemez.

ilk olarak göze çarpansa onlarda adayların aylar önceden açıklanıptelevizyonlarda birbirleri ile tartışmaları ve halkın kendilerini dahaiyi tanımasına olanak vermesiyken bizde adayların açıklanmasının songününe kadar adayların açıklanmaması, gündemin sürekli bu konu ilemeşgul olması ve bizdeki aday olma potansiyeli taşıyan aday adaylarınınbirbirlerine ilkokul çocuğu düzeyinde laf sokmaları. her halk hakettiği gibi yönetilir sonuçta.

Posted in 2007, cumhurbaşkanı, demokrasi, fransa, medeniyet, türkiye | No Comments »

İstiklal Mahkemeleri

Mayıs 4th, 2007 by sengin
devrim adından da anlaşılacağı gibi devrimdir ve demokratik amaçlar taşısa bile demokratik bir şekilde gerçekleşmez, kan akacağı kesindir; zira kansız devrim olmaz.

istiklal mahkemeleri de kemalist devrimin kendini devam ettirebilmesi için bir gereklilikti. demokratik miydi? değildi; mahkeme bağımsız mıydı? değildi. hatta istiklal mahkemeleri bugün ki anlamda mahkeme bile değildi. ancak hatırlatmak gerekiyor zaman devrimin ilk yılları, ortam gericilerin en yoğun biçimde cumhuriyeti yıkmak için uğraştıkları bir ortam. olması gereken oldu ve istiklal mahkemeleri kuruldu, eğer kurulmasalardı bugün çok büyük bir ihtimalle ne türk olduğumuzdan haberimiz olacaktı ne de demokrasiden. şeriatla yönetilen arap ülkeleri veya iran gibi olacaktık.

istiklal mahkemelerini değerlendirirken mahkemenin işleyişine ve şekline takılmaktan çok mahkemenin koruduklarına bakmak lazım. evet o mahkemeler bağımsız değildi ve evet demokratik ve hatta ve hatta bazen adil de değildi; ancak o mahkemeler sayesinde bugün ülkede iyi kötü bir demokrasi var, laiklik var, ne kadar aksasa da yabana atılmayacak bir hukuk sistemimiz var. istiklal mahkemeleri devrime ve modern türkiye’ye kattıkları yönünden değerlendirilmeli.

Posted in demokrasi, devrimcilik, hukuk, kemalist, kemalizm, mahkeme | No Comments »

İstanbul’a Vize Uygulayalım Diyebilen Zihniyet

Mayıs 4th, 2007 by sengin
şimdi bakalım neden olmaz, neden saçma sapan, neden hukuk dışı heme anlatalım, hukuku ancak bertaraf edilmesi gereken kurallar olarak gören siyasetçilerin oy aldığı bir ülkede gündeme gelebilecek bir öneri. çok uzatmadan nedenlere geçelim:

1) anayasamızda 23. maddede yerleşme ve seyahat hürriyeti düzenlenmiştir ve yine 13. maddeye göre anayasada belirtilen nedenlerle kısıtlanabilir diyerek kısıtlamanın sınırlarını belirtmiştir. anayasada belirtilen sebepler dışında bu haklar kısıtlanamaz. yani kimse istanbul çok kalabalık diyerek insanların bu hürriyetini kısıtlayamaz. ancak boş boş konuşan olursa bu da yine anayasada düzenlenen ifade özgürlüğüne girer.

2) aihs‘nin bizim de imzaladığımız 4. protokolünün 2. maddesinin 1. fıkarasına göre “bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir.” yine aynı maddenin son fıkrasında bu hakkın yasa le kısıtlanabileceği belirtilmiştir ancak bizim anayasamıza göre bu ha sadece anayasa ile sınırlanabildiği için bu son fıkra hükmünün bizim için pratik bir değeri yoktur. çünkü anayasa sınırlamanın sınırını anayasa ile çimiştir.

3) hadi anayasayı değiştirdiniz ki bu maddeyi değitirmenizi anayasa mahkemesi kesin ve net olarak iptaledeceği için önce 13. maddeyi değiştirmeniz gerekmektedir ama yine 13. maddenin değişiminin de iptal edileceği açıktır çünkü kısıtlamaların sınırını genişleten bir düzenleme anayasanın 2001′den sonra kazandığı ruhla çelişeceğinden anayasa mahkemesi bu değişikliğe izin vermeyecektir. bu da demektir ki tüm anayasayı değiştirmek gerekecek. ancak bu sayede bu kısıtlamalar konulabilir. tabi 2007 yılında yapılacak bir anayasa ile 1982 yılında verilmiş olan hakların alınmasını halk ne kadar onaylar onu da bilmiyoruz. ama diyelim ki her şey oldu, yeni anaysa kabul edildi ve insanların ülke içindeki serbest dolaşım hakkı kamu yararı gerekçesi ile kısıtlandı. bu kısıtlama ancak gelip geçici durumlar için söz konusu olabilir ve uzaması durumunda aihm türkiye’yi tazminat manyağı yapabilir ve bize sözleşmeye uyarak yasağı kaldırma emri verebilir.

4) hadi diyelim aihm kararlarını da sallamadık ve sözleşmeye uymama kararı verdik: istanbul’a giriş çıkışları nasıl engelleyeceksin? istanbul’a vize ile giren kişiyi süresi doldu diye istanbul’dan sınır dışı mı edeceksin? bütün istanbul’un çevresini dikenli tel ile mi döşeyeceksin? kurtuluş savaşında dedelerini kaybetmiş bir halka bu topraklar için sizin dedeleriniz öldü ama ben sizi buralar almıyorum diyebilecek misin? dersen zaten kösele gibi olan suratın hiç mi kızarmayacak?

bu tip uygulamalar ancak her şeyin yasakçı zihniyetle çözülebildiği ülkelerde söz konusu olabilir, bu aslında kolaycılıktan gelmektedir, yasaklamak kolaydır ne de olsa. zor olansa istanbul’a göçü durduracak insanca yöntemleri bulmaktır. bu da ancak insana koyun değil, oy değil insan olarak bakılabildiği zaman aklıllara gelecek.neyse konuyu fazla uzatmadan sonuca bağlayalım. bu tip bir uygulama yapmak için ülkeyi demir yumruk ile yönetmek ve uluslar arası hukuku da hiç takmayacak kadar kuvvetli olmak gerekir. demokratik rejimlerde böyle bir uygulama zaten söz konusu değildir. ha siz diyorsanız ki demokrasi araç değil amaçtır orası başka…

Posted in belediye, demokrasi, hukuk, istanbul, seyahat hakkı, temel haklar, vatan, vize, çalışma, özgürlük | No Comments »

« Previous Entries